Bumerang - Yazarkafe

Sütten çıkmış ak kaşık!

Hep biz haklı, hep biz masumuzdur!

Tüm dünya aleyhimize anlaşmış, üstümüze üstümüze geliyordur hep..

Ayağımıza taş dokunsa, elimize diken batsa, suçlu gayrımızdır!

Sınavdan başarısız mı olduk? Sorular zordu!

Sınıfı mı geçemedin? Ya da kötü not mu aldın? Kabahat hocanındır!

Bir tartışma, kavga mı var? Suçlu hep karşı taraftır!

Yol mu bozuk, ya da yok mu? Suçlu devlettir!

Okul, elektrik, su mu yok? Ya da sel, deprem, yangın mı oldu?

Suçlu Devlet! Ayağa kalk devlet! Hem de tek ayak üstünde!

Kekimiz bile tutmasa, yemeğimiz lezzetli olmasa, un kötü-malzeme bozuktur hep!

Toz kondurtmayız üstümüze..

Acaba o hep gayrımızı suçlayan-işaret eden parmağımız, ne zaman “bizi” gösterecek?!

Duyuyor musunuz aslında; “Sen! Sen!Sen!” derken, “Ben! Ben! Ben! “Çığlıkları hep bunlar?. İçimizdeki ilah yanımızın sesi yani.

Aslında bir düşünsek, bu kısır döngüyü de başlatan bizleriz;

Çocuğumuz bir şey kırar mesela, hem de bilir kabahatini ağlar çocuk, suçlu hisseder kendini..

Yok olur mu hiç böyle, biz ânında müdahale ederiz:

Ah bebeğim ne oldu? Ayıcık mı kırdı vazoyu? Ah ah yaramaz ayıcık seni..

Gel “ah” yapalım ayıcığa 🙂 Al sana ayıcık al!

“Ah sana!“Ah sana!” Bir de dövülür masum ayıcık, o hırsla 🙂

Yalana bak!

Ya da, çocuk gitti kapıya, masaya falan çarptı mesela, yine hemen yalan organizatörleri girer devreye: Ah bitanem kapı mı çarptı sana? Gel “ah” yapalım kapıya :))

Bu nasıl bir oyundur böyle ya?

Sonra da çocuk büyüyüp, yalan söyleyince kızarız bir de 🙂 ağızlara biber sürülür..

Tezata bak!

Bebekler bile gülüyordur halimize.. Malum ahirzamandayız, bebekler bile bir başka artık..Akılllılar da ama, işlerine geliyor belki böylesi, ses etmeden katılıyorlar oyuna zavallı masumcuklar..

İşte böyle böyle bilinçsizce, üstelik seve-okşaya, alt yapımızı hazırlıyor, hamurumuzu kendimiz karıyoruz belki..

Ve büyüdüğümüzde, biz de başlıyoruz oyuna, her başa gelen olumsuzluklarda gayrımızı işaret etmeye.. “Sen! Sen!” demeye, suçlamaya..

Biz sütten çıkmış ak kaşığızdır ya hep..Asla toz kondurtmayız üstümüze, asla!

Hasılı hiç alışmamışız kendimizi sorgulamaya..

Hep suçu birilerine atmışız, atacak bir suçlu aramışız ya da.

Belki de bu yüzden olamayışımız!

Verdiğim basit örnekleri kendinizce geliştirip, çeşitlendirin..

Hepsi aynı hesap, tek yön maalesef..Bütün yollar “ben”e çıkıyor.

“Eller yahşi ben yaman, eller buğday, ben saman’” diyemiyoruz işte!

Desek, belki içimize dönsek, muhasebe yapsak çözüleceğiz..

Her türlü –dini, dünyevi, medeniyet açısından, güncel, siyasi vb. – olamayışımızın sebebi bu işte;

İçe dönemeyişimiz! Kendimizle yüzleşemeyişimiz..

Bu yüzden işte, tevbe etmek de zor, bu asrın insanına..

Çünkü suçlu görmüyor ki kendini, af dilesin!

Gerekçesi de var; Onu bu hale getirenler, öğretmeyenler utansın!

Bir de, hep kıyas edeceği örnekler varsa çevresinde, yollar iyice tıkanıyor;

-Millet deveyi hamuduyla götürüyor, ne olmuş faiz yediysek!

-Bak o hiç namaz kılmaz, ben hiç değilse cumaya giderim!

-Ooo neler var, biz onların yanında eli-ayağı öpülecek insanlarız.

-Ne tövbesi ya? Ne yaptım ki?!

Dünyanın hengamesinde, dalga dalga dürülürken denizler,

Yûnus aleyhisselam ve meşhur duası gelir aklıma hep;

O kendine dönüşü, o yanışı, kabahatini bilişi ve iki büklüm inleyişi gelir..

Ve tesbihi, “sen ya Rabbi” deyişiyle kurtuluşu..

Ne demişti o karanlıklar içinde hani, hatırlayalım:

“Lâilâhe illâ Ente subhânek innî kuntu minezzâlimîn”

Yani; “Senden başka ilah yoktur. Seni her türlü noksanlıktan tenzih ederim.

Gerçekten ben kendine zulmedenlerden oldum”

Her olayda içe dönüp, gayrımızı değil, nefsimizi işaretle “sen!” demek..

Ey ben! sen var ya sen! Bildim seni, sobeledim ve işte sahibime sığındım!

Korkmazam gayrı!..

Demek ki;

Yûnusca bir bakış,

Yûnusca bir karşı koyuş,

Yûnusca bir diriliş lazım çağa..

Tek tek tüm yüreklere..

Yûnusca.

Yoksa olmayacak.

Şu yazımı okumanızı tavsiye ediyorum yeniden:

“Yandım!” diyenlere ilaç gibi..