Bitmeyen Hazine: İktisat ve Kanaat

Bitmeyen Hazine: İktisat ve Kanaat

iktisatİktisat, her işte dengeli olmak, ölçülü davranmak, orta yolu tutmak, güce göre yük almak, israftan kaçmak ve aşırılıktan sakınmaktır. Kanaat ise, kararını bilmek, eldeki ile yetinmek, ihtiyaç dışındaki şeylere göz dikmemek, az mala sahipken korkmamak ve çok mal içinde şımarmamaktır.

İktisat ve kanaat iki büyük hazinedir. Bu hazineye fakirlerden çok zenginler muhtaçtır.

İktisadın zıddı israftır. İsraf, ihtiyacın dışında harcama yapmaktır. İsraf eden kişi dengesiz insandır. Kendisinin ve malının gerçek değerini bilmeyen kimsedir. Her şeyini çok basit şeyler uğruna ziyan eder. Yani israf sadece malla, parayla ilgili olmaz. Müsrif insan, maddi-manevi bütün cevherlerini boşa harcar.

Müsrif kimse, diliyle, gözüyle, düşünceleriyle, sevgisiyle, vakit ve nakdiyle haddi aşmış demektir. Dolayısıyla haram işlere bulaşan kişi de müsriftir. Yalan söyleyen bir dil sözü israf etmiş olur. İnsanlara haset ve hakaretle bakan bir göz nazarlarını israf etmiş olur. Haram iş ve eğlencelerde geçen ömür israf edilmiş olur. Hile ve hiyanet planları yapan akıl israf edilmiş olur. Kısaca, haram yollarda kullanılan her şey israf edilmiş demektir.

İsraf deyince, sadece çöpe ekmek atmak veya yemek dökmek akla gelir. Evet, bunlar israftır. Fakat asıl israf, vücuda giren gıdaları zulüm ve kötülük yolunda kullanmaktır. Böyle bir kimse, çöplükten karnını doyursa bile israf etmiş olur.

 Doymayan Mide Değil, Nefis

Kanaatin zıddı doyumsuzluktur. Doyumsuzluk midenin değil, kalbin hastalığıdır. Yani doymak bilmeyen mide değil, nefistir. İsraf ve doyumsuzluk hastalığından kurtulmayan insan hür olamaz, huzur bulamaz ve korkudan kurtulamaz. Çünkü kanaatsız insanın gözü dünya malı ile doymaz. Bu kimse önce mal edinme derdiyle yanar. Sonra mal için şeref ve haysiyeti dahil, pek çok şeyini feda eder. Aradığı mala ulaştığında ise, bu defa onu nasıl koruyacağının derdi içini sarar. Sonuçta, kanaatsiz insanın malı arttıkça derdi de artar. Bu dertten kurtulmanın iki çaresi vardır: Ya kanaat ya da kara toprak…

Kanaat eden kimse, zannedildiğinin aksine az ile yetinip çalışmaktan kaçan kimse değildir. Kanaat işte değil, aşta olur. Kanaatkâr insan çok yemek, çok harcamak için çalışmaz. Lüks ve konfor içinde yaşamak için mal toplamaz. O çok çalışır, ihtiyacı kadar harcar. Az ile yetinir, yetinmesini bilir. Fazlasını ise Rabbi’nin rızasını kazanma yolunda kullanır. Fazlası yoksa endişelenmez.

Mümin, Allah yolunda hizmet etmek için çok çalışır çok çalışmalıdır. Bir insanın kendisi için haddinden fazla harcama yapmasına cömertlik denmez. Cömert, nefsi için aza kanaat eden, fakat başkalarına hayır ve hizmette doymayan, usanmayan insandır. Rasulullah A.S. Efendimiz’in belirttiği gibi, Allah’a aşık müminler cennete girene dek hayra doymazlar. (Tirmizî)

Rasulullah A.S. Efendimiz maddi hayatımızın en temel iki prensibini şöyle belirtir:

“İktisat eden geçim sıkıntısı çekmez.” (Ahmed, Tebaranî, Heysemî)

“Kanaat, hiç tükenmeyen bir hazinedir.” (Tebaranî)

Evet, yine Efendimiz A.S.’ın hiçbir devirde hükmünü yitirmeyen şu mühim tespitlerini hatırlatalım:

“Zenginlik mal çokluğu ile değildir. Asıl zenginlik, gönlün zengin olmasıdır.” (Buharî, Müslim, Tirmizî)

 Gerçek Kriz: Tatminsizlik

Tarih boyunca yaşanan ve halen yaşanılan tatminsizlik hastalığına, Allah Rasulü A.S. şöyle işaret buyuruyor ve çözüm sunuyor:

“Kimin derdi ahiret olursa, Allah onun kalbine zenginlik koyar, dağınık işlerini toplar, dünya ona kolay gelir. Kimin de bütün derdi dünya olursa, Allah onun gözünün önünden fakirliği hiç ayırmaz, işlerini dağıtır, düzeni olmaz. Dünya da kendisine ancak takdir edildiği kadar gelir.” (Tirmizî, İbnu Mace)

“Allah’ın taksimine razı ol ki, insanların en zengini olasın.” (Tirmizî)

Tarih şahittir ki, israf edenler iktisat ve kanaat edenler kadar hayattan zevk alamazlar. Gönlü doyumsuz olan kimse, dünyada hangi tadı tatsa, hangi nimete ulaşsa onunla yetinmez, başkasını arar. Helal nimetler ve zevkler herkese yeterken, müsrif harama dalar. Fakat nefsini haramlar da doyurmaz, bunalıma girer. Bundan sonra intihar bile düşünülmeye başlanır. Alkol ve uyuşturuculardan medet beklenir. En seviyesiz işlere el atılır, yeni fantaziler, farklı tatlar aranır. Fakat bulunamaz. İşte bu gerçek bir krizdir. Bu krizde insan, paradan kıymetsiz, eşyadan değersiz bir hale düşer, O ortamda din verilir mal alınır. Şehvet için şeref satılır. Yüz kuruşluk işler için yüzsüzlerin önünde yüz suyu dökülür.

Eğer insanlar iktisattaki izzeti, kanaatteki şerefi bulsaydı, sırtıyla odun taşıyarak geçimini temin etmeyi tercih ederdi. Bu yolla belki çok mal kazanamazdı, fakat insanlığını korurdu. Aklı başında bir insana şu hadis-i şerif çok şey ifade eder:

“Kim emniyet ve afiyet içinde sabaha çıkar ve günlük yiyeceğine de sahip olursa, sanki bütün dünya kendisinin gibidir.” (Tirmizî, İbnu Mace)

 Kim Daha Cömert ve Şerefli?

Kanaat edenlerin kazandığı şerefe şu hadise güzel bir misaldir:

Bir zamanlar cömertliği dillere destan olan Hatem-i Taî, misafirlerine büyük bir ziyafet vermiş, kırk  büyükbaş hayvan kesmişti. Ayrıca herkese güzel ve kıymetli hediyeler dağıtmıştı. Aynı gün şehrin dışına gezmeye çıkan Hatem-i Taî, yolda bir ihtiyar gördü. Sırtına odun yüklemiş, iki büklüm gidiyordu. Odunların bir kısmı dikenli olduğu için de ihtiyarın eli yüzü çizik içindeydi. Hatem ihtiyarı durdurdu ve:

– Be adam sen Hatem-i Taî’yi tanımıyor musun? Şu anda herkese ziyafet ve hediyeler veriyor. Sen de git, ihtiyacını al. Böyle beş kuruşluk dikenle uğraşma, dedi.

İhtiyar, Hatem’in ismini duymuştu ama hiç görmemişti. Döndü ve şöyle dedi:

– Ben bu dikenli yükü izzet ve şerefimle taşıyorum. Onu taşırken ter dökülüyor, fakat kimseye yüzümün suyu dökülmüyor. Ben gidip de bir mide için Hatem-i Taî’nin minneti altına girmem, hürriyetimi kimseye vermem!..

Sonraları Hatem-i Taî’ye bu dünyada kendisinden daha cömert ve şerefli bir insan görüp görmediğini sorduklarında cevabı şu oldu:

“O sırtıyla odun taşıyan ve bana minnet etmeyen ihtiyar benden daha şerefli, daha mert ve daha yüksek bir kimsedir.” (Sadi Şirazî, Gülistan)

Üstad Said Nursî Rh.A., İktisat Risalesi’nde özetle der ki:

“İsraf hırsı doğurur, hırstan da üç netice çıkar.

Birincisi, hırslı ve mal düşkünü kimse kanaatsiz olur. Kanaatsizlik insanın çalışma şevkini kırar. Şükür yerine şikayet ettirir, insanı tembelliğe atar. Helal kazancı terk ettirir, haram yollardan zahmetsiz mal aratır. Bu yolda insan izzet ve şerefini feda eder. İsrafa dalan milletlerde tüketenler çoğalır, üretenler azalır. O vakit cemiyetin ayakta durmasını temin eden hizmetler durur veya durma noktasına gelir,

Hırsın ikinci sonucu pişmanlık ve perişanlıktır. Kainatta mal hırsı ile huzur bulmuş, rahat etmiş hiçbir insan veya hayvan yoktur.

Mal hırsının üçüncü ve en önemli neticesi, ihlası yok edip, insanı riyakâr, gösteriş düşkünü ve bencil yapmasıdır. Bu hırs içinde Allah’a güzel kulluk yapılamaz, kalp huzur içinde Yüce Rabbi’ne yönelemez, insan kula kulluk yapar hale gelir. Bu da tam bir felakettir,

Kanaat ve iktisat nefsi susturmak, kalbi rahatlatmak içindir. Bu da huzurla ibadet için lazımdır, Hedef keyif değil, kulluktur.”

Dilaver Selvi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.